Orijinal Olarak Geldiğin Bu Dünyadan Kopya Olarak Gitme

Görsel

IMG_2607

Biraz otantiklik üzerine yazayım istedim. Tam da kızlarımın  oyun oynamalarını seyrederken düştü aklıma. Çocukların yanında, onların doğal  hallerine şahitlik etmek, kendilerine verebildikleri izinleri görmek gerçek olmayı, kendin gibi olmayı çağrıştırması kaçılnılmazdı zaten. Zira otantik olma, orijinalliğini koruyabilmek demek. Başkalarını memnun etmeye çalışmadan, beğenilme derdine düşmeden, performans kaygısı duymadan kendi gibi olabilmek. Mış gibi davranmamak, taklit etmemek, mükemmel olamamanın mükemmelliğini yaşayabilmek demek. Tüm bunlar için de tabi cesur olmak demek.

Bu hafta bu konuda yazmak fikri oluştuğu andaki ilk tepkim, biraz daha kurcalayım, okuyayım, araştırayım da güzel bir şeyler çıksın ortaya oldu. Allaha şükür, tam da bu noktada bip sesini duydum. Çünkü performans göstermeye çalışmak, beğenilme arzusu, mükemmel yapma isteği, tam da otantikliği öldüren şeyler. Ne zaman çelişki ki, kabul görme, temas alma, ait olmak aynı zamanda bizim en temel psikolojik ihtiyaçlarımız. Bebeklikten süregelen, yaşayabilmemizi sağlayan ihtiyaçlar. Bu temel ihtiyaçları karşılama çabamızdan, ya da karşılayamazsam korkusundan dolayı da çocuklukta en orijinal halimizle geldiğimiz bu dünyadan birer kopya olarak gidiyoruz bir çoğumuz. Başkalarının bizim için yazmış olduğu senaryoları oynayarak hem de. Kendi senaryonu yazabileceğinin farkına bile varmadan-çünkü onun beğenilmeme ihtimali var!

İşin umut verici tarafı şu: Sevgili Brene Brown’un o meşhur araştırmaları sonucunda diyor ki, ya otantiksin ya da değilsin diye bir şey yok. Birisi ya doğaldır, hep doğaldır ya değildir diye bir şey yok yani. Otantik olma hali, diğer birçok olma hali gibi seçilebiliyor. Niyet ediyorsun, duygunu fark ediyorsun, onunla kalmaya izin veriyorsun kendine, ve bence en önemlisi de başkalarının da senin o duygunu, o halini görmesine izin veriyorsun. Her gün, her saat, her an deneyimlenecek, olmadığında farkedip, tekrar deneme cesareti gösterilecek bir yer. Doğal olmaya çalışmak, doğallıkla ters düşer gibi gelirdi bana oysa ki. Şimdi görüyorum ki, doğalmış gibi yapmak, doğalı oynamaya çalışmak doğal olmakla çelişen. Nasıl olman, nasıl gözükmen gerektiğini bırakıp, nasıl olduğunla kalman gerekecek yer orası. Sevilmeme riskini alabilmek demek. Ve işin enterasan tarafı, yine araştırmalar gösteriyor ki, kendi gibi olan, hatalarını, yapamadıklarını dile getirebilen insanlar, mükemmel olmaya çalışan, kusurlarını göstermeyenlerden daha fazla seviliyor. İnsanlara daha gerçek, daha yakın geliyor. Ve her zaman sizi sevmeyen, hatta gıcık olan birileri de olabilecektir bu dünyada. Tıpkı sizin de olduğu gibi…

Peki doğal olma seçilebiliyor da, bazen doğal halimizde ne vardı, biz gerçek halimizde kimdik onu da bilmiyoruz. Hani bilsem olacağım da, bilmiyorum gibi. Önce bir düzelme yapayım. Bilmediğimizi zannediyoruz, aslında biliyoruz da hatırlamıyoruz. Çünkü en gerçek, en doğal, en maskesiz, en özgün, en orijinal halimiz çocukluğumuzdaki hallerimiz. Hatırlayın nasıl bir çocuktunuz, nasıl izin veriyorsunuz doğallığınızı yaşamanıza, aklınıza geleni nasıl söyleyebiliyordunuz, hata yaptığınızda nasıl kalkıp devam edebiliyordunuz, canınız istemediğinde nasıl hayır diyebiliyordunuz, istediğinde de nasıl yılmadan bırakmıyordunuz ipin ucunu, nasıl giyiniyordunuz, nasıl oynuyordunuz. Eski resimlerinize dönün bakın, gidebildiğinizi en eski anılarınızı hatırlayın, ilk gelen sahnelere dikkat edin. Merak etmeyin, hepsi duruyorlar hafızanızda. İzin verin o minik çocuk yine çıksın ortaya, size rehberlik etsin. O biliyor yolunu.

Bir başka ipucu da yine kendi dürtülerinizden geliyor. Bir davranış, talep, olayla karşılaştığınızda ilk anda ne hissediyorsun, ne yapmak geliyor içinden. Sevdiğin bir müzik çaldığında kalkıp dans etmek mi istiyorsun? Hayır demek istediğin bir talep geldiğinde, ağzından istemsiz ‘tamam, peki’ çıkmadan önceki halin sana aslında ne diyor? Yukarda yazdığım o ilk gelen duyguyu farketmek, onu manipüle etmeden onunla kalmak ve karşındakiyle onu ham haliyle paylaşabilmek. Doğal halinizi, gerçeğinizi sakladığınızda, o içerde bir yerlerde yok olmuyor maalesef. Tam tersi onu açmamış olmamız, iç sese dönüşüp, sizin öz değerinizi yiyip bitirmeye başlıyor. Gerçek halinizi, sevilmek için güvende kalmakla takas ettiğinizde, elinize geçecek olası sonuçlar endişe, depresyon, yeme bozuklukları, kendini suçlama, pişmanlık, bağımlılık, yas. E pek karlı bir alışveriş sayılmaz bence. Mandela’nın çok beğendiğim bir sözü var: Pişmanlık, zehiri içip, sonrada onun düşmanını öldürmesini ummaktır.

Hepimiz için özlemim ne biliyor musunuz? Cummings’in dediği gibi ‘Bizi sürekli kendimiz dışında her şey olmaya bu zorlayan bir dünyada, kimse değil, sadece ve sadece kendimiz olmaya çalışmak’. Gerçek olmak ve öyle de kalmak . Her an yine yeniden gerçek olmayı seçebilmek. O koca kopya dünyaya karşı durarak ‘Aslı Gibidir- değil, Aslıdır diyebilmek’ . Orijinal olarak geldiğimiz bu dünyadan, kopya olarak gitmemek

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s