Hayatınızdaki 7’lerin farkında mısınız?

Standart

fengshuinedenuyguluyoruz.widec

Bu hafta itibariyle yaşamımda yeni bir yedi yıllık döngüye girdim. Altıncı yediyi tamamlayıp, yedinciyi açınca günün anlamına uyup konumuz da ‘Yedi Döngüleri’ olsun istedim. Kendime hediyem olsun bu yazım da.

2014’de Daha Fazla Sen Workshopumuzda detaylıca anlattık, yaşam döngülerden ibaret. Evrendekiler-gezegenlerin hareketleri, mevsimler, gece gündüz; yaşamdakiler- doğum, büyüme, olgunlaşma, ölüm; vücudumuzdakiler- uyku uyanıklık, nefes alma verme, kan dolaşımı gibi. Ve her yedi yılda bir vücudumuzdaki hücrelerin çoğu yenileniyor, değişiyor. Üstelik bu değişim de sadece hücreleri kapsamıyor. Duygusal, fiziksel ve zihinsel olarak da değişiyoruz. Her yedi yılda bir enerji boşalımı oluyor ve bize ilerlemeye, değişim yapabilmeye cesaretlendiriyor. Tabi bu enerjiyi farkedip doğru yönlendirip değerlendirsek.. Yoksa bir sonraki yediye kadar içerde kalıyor.

Her yedinin de kendine has özellikleri var. Yaşamınızdaki yedi yıllık döngülere bakıp da , her birinde önemli değişimler, olaylar yaşadığınızı görürseniz şaşırmayın. 0-7, 7-14, 14-21, 21-28, 28-35, 35-42, 42-49, 49-56, 56 ve sonrası. Tabi bu bir ritim, akış. Bir günde birisi kapanıp, diğeri açılmıyor. 2 yıl öncesinden geldiğini ve 2 yıl sonrasında girdiğinizi hissedeceğiniz gelişmeler oluyor. Dolayısıyla hangi yedi döngüsünde olduğunuzu bilirseniz, sizi nelerin beklediğini de öngörür ve hazırlıklı olursunuz

Demiştim ya, bu yazıyı kendime hediyem olsun diye. Bakalım yeni açtığım bu döngüde beni neler bekliyor. 42-49’luk yedi yılda. Bu döneme denk gelenler , pek tabi ki yazacaklarım sizleri de ilgilendiriyor. Hayatımızda önemli değişimlerin olduğu bir dönem bu. Sanki şu ana kadar ki tüm yaşam deneyimini alıp, sindirdiğimiz ve bunlardan yeni idealler, yeni yönlenmeler çıkarttığımız bir dönem. Huzursuzluklar da var. Şu ana kadar hayatımızdaki yaşanmamışlıkların fark edilip ortaya çıkartılmak için haykırışları. Hayata bir iz bırakmak için alınan aksiyonların olduğu bir yedi yıl bizleri bekliyor. Artık ben bu dünyaya ne verebilirim diye bakıyoruz. Bireyselliğimize de yöneliyoruz, ‘yaşamımın yarısına geldim, gerçek benliğimi ortaya çıkartma zamanı, hayatımı böyle mi yaşayacağım, değiştirecek miyim’ deyip kişisel hayatımızda değişimler yarattığımız bir dönem.

Sözün özü büyük değişimlere imza atacağımız bir zaman bizi bekliyor. Yaşamımızdaki birikimlerimizden reform değil devrim yaratma zamanı geldi. 42 yaş ile birlikte biriken ve ortaya çıkartılmak istenen enerjiyi fark edip onurlandırdığımızda, gerçekleştireceklerimizle bundan sonraki döngülere müthiş bir alan yaratabiliriz. Hatta yaratacağımızı biliyorum, görüyorum.

Ben şahsen bunu bizzat yaşıyorum. Son 2 yılda büyük değişimler yaşadım hayatımda. Yaşam amacımı farkedip, tüm hayatımı ona göre düzenledim. Yepyeni insanlar, çevreler, konular, işler girdi hayatıma. Girmeye de devam ediyor. Hoşgeldin değişim zamanı. Ben de uzun zamandır seni bekliyordum.

Cesaret Korkmamak Değildir

Standart

IMG_1474

Bu aralar cesarete taktım. Seanslarımda, hayatımda, çevremde öyle çok karşıma çıkıyor ki, kendisinin varlığını ya da çoğu zaman yokluğunu farketmemek mümkün değil. Nedir bu cesaret, neden bu kadar insanların önüne çıkıyor, neler bizi durduruyor da içimizdeki o cesur yüreği çıkartmamıza engel oluyor?

Kitabi tanımı şu: korku, acı, risk, belirsizlik veya tehdit ile başa çıkabilme yeteneği. Yani bunların panzehri. Cesaretin olduğu yerde bunlar barınamıyorlar. E hal böyle olunca bunlara yenik düştüğümüzde de cesur olamıyoruz. Kah kapatıyoruz kendimizi, kah atmak istediğimiz o adımı atamıyoruz, gitmek istediğimiz o yere gidemiyor, yapmak istediğimiz o konuşmayı yapamıyoruz. Atıyoruz içimize, belki bir başka bahara, belki de bir başka yaşama. Sözüm ona ‘konfor alanında’ takılıp duruyoruz. Dar alanda paslaşmalar durumu. Takılıyoruz kötü senaryolara. O adımı atarsak, o konuşmayı yaparsak, o riski alırsak başımıza gelebilecek kötü olasıklıkları düşündükçe, kalbimiz çarpıyor, yüreğimiz sıkışıyor, başımız dönüyor. Hemen kapatıyoruz aralayıp bakacak gibi olduğumuz o perdenin arkasındakilere görmeyi.

Oysaki farkında mısınız, o perdenin arkasında neler olabileceğini, perdeyi açmadan yaratanlar bizleriz. Kötü senaryoya takılınca, o daha olmadan olmuş gibi davranmak ve hiç perdenin diğer tarafını görmeye şans tanımamak. Oysa ki ya öyle değilse. Ya bir de bu hayatta iyi senaryolar varsa. Üstelikte o iyi senaryoları yaratabilecek yeteneğe sahipsek. Ya gözümüzde büyüttüğümüz gibi o tarafta ejderhalar, 40 başlı canavarlar, bizi yiyecek öcüler yoksa.

Anlıyorum, başarısız olmamak için risk almıyorsunuz.. Peki o riski almayıp, başarız olmadığınızda başarılı mı oluyorsunuz? Başarının tanımı ne sizin için? Konfor alanını korumak mı, yoksa istediğin hayatı yaratabilmeye cesaret gösterebilmek mi?

Ya o riski aldığında, perdenin diğer tarafında, istediğin hayatı yaratabilmen mümkünse. Ya ertelediğin hayaline kavuşacaksan. Cesaret gösterip attığında o adımı, neler yaratabileceğine odaklan. Onların hayalini kur. Neden o cesareti göstermeyi istediğini hatırla, sana neler verebileceğini.

Cesaret korkmamak değildir. Tam tersi, korkuna rağmen yapıyorsan, cesur olabilirsin. Hayatınızda bazı şeylerin korkudan daha değerli olduğuna karar vermektir. Korkmana rağmen o adımı atabilmen demek. Cehaletten ayrılan tarafı da o zaten. O adım da herkes için farkı olabilir. Bazısı için yüzlerce kişi önüne çıkıp, konuşma yapmakken, bazısı için bir kişinin karşısına geçip gözlerinin içine bakmak olabilir. Yani kork, ama o kötü senaryoların, eleştiren iç seslerin seni ele geçirmesine izin verme, kontrolü ele almasına izin verme . Kork, ama yine de yap. İstediğin gibi olmazsa, ne öğrendiğine bakarsın, bir daha ki sefer neyi farklı yapacağına. Peki ya istediğin gibi olursa? Ben burada duruyorum. Geri kalanını sen biliyorsun.

An Anı Olmadan, An’ı Sen Yarat

Standart

zamanda_yolculuk

Bir Pazar sabahı, evde yalnızım. Ocakta demlenen çay kokusu eşliğinde radyoda eski şarkılar çalıyor. Ve ben birden kendimi 35 yıl öncesinde buluyorum. Ilkokula gidiyorum, muhtemelen öğlenci olduğum seneler ki evde sabahın keyfini çıkartıyorum. Yine radyoda bu şarkılar çalıyor. Annemle evdeyiz, huzurluyum, güvendeyim, mutluyum.

Bir müziğin sihiriyle zaman makinesinde yolculuk bu kadar kolay. Vücüdun bilgeliğiyle, bir tat, bir koku, bir müzik, bir görüntüyle zamanda yolculuk bizi hangi anlara götürüyor? Daha doğrusu unuttuğumuzu sandığımız ve aslında bilinçaltında duran hangi özel anlar çıkageliyor ansızın? Hangi anlar bizde bu kadar iz bırakmış, o anlardan geriye kalan hangi tatlar, duygular, değerler var ki gelenler onlar da başkaları değil?

Bir gün gelecek bu anda geçmiş zaman olacak. Başka bir şarkı bizi alıp bugünlere getirecek. Ne tat bırakmış olacak bilmiyorum ama bildiğim bir şey var. Senaryoyu, bilinçli yada bilinçsiz, biz yazmış olacağız. Nasıl bir tat bırakmış olmasını istiyorsak, ona göre bu anı yaşamalı, ona göre anı biriktirmeli. Şu anda dediğimiz gibi ‘nasıl geçti onca sene’ demeden önce.

An anı olmadan önce, An’ı SEN yarat!

Bugün Yeni Yıl

Standart

Geldik 2015’in de üçüncü çeyreğine. Her yılbaşının kararlar almak, planlar yapmak, eski alışkanlıkları bırakmak, yenilerini hayatımıza katmak için planlar yaptığımız, hayaller kurduğumuz bir yapısı vardır. Meşhur Yeni Yıl Kararları! Ben bir de her yılın başında, o yılın sonundan kendime mektup yazarım. Nasıl bir sene olmasını istiyorsam, niyetimi koymama, bunda bilinçlenmeme yardım ediyor. Yılı yarılayınca, dönüp bir okudum mektubumu. Gördüm ki iyi gidenler var, hizadan şaşmış olanlar. Bazılarına ayar yapmak gerekli. Bir an karamsarlığa düştüm, 9 ay geçmiş bu konuda bir şey yapmamışım diye. Bu hafta sonu bakış açılarımız ve bilinçli seçimlerle ilgili bir eğitim vereceğim. Tabi hemen bakış açımı değiştirmeye karar verdim, zira diğerinin bana hizmet etmeyeceği malum. Daha 3 koca ay, yeterince zaman var bunları gerçekleştirebilmek için diyorum şimdi. Bakın bir tanesini de hemen yapmaya başladım bile, şu an okuyorsunuz…

Ve düşündüm, illa hayatımıza dönüp bakmak, kararlar almak, planlar yapmak için 31 Aralık haftası mı olması gerekiyor? Neden 3 Temmuz, 18 Şubat, 20 Eylül olmasın. Neden her gün yeni bir başlangıç, yeni bir 12 aya giriş olmasın? Kutuları yaratan bizleriz. Şimdi yaz dönemi rehavet çöktü, sonbaharda okullar başlayacak, ilkbaharda alerjilerim azar vs vs vs. Neden bugün bir yeni yıl olmasın. Neden bugün o gün olmasın.

Yapmak isteyip de ertelediğiniz neler var, beklettiğiniz, yok saydığınız hatta unuttuğunuz? Hayatınıza neyi katmayı hayal ediyorsunuz.? Başlamak için bugünden daha uygun hangi gün olacak? Ve sen değilsen kim yapacak, şimdi değilse ne zaman olacak?